11 Haziran 2026 tarihli duruşma

Related Case:
Mehmet Uytun Davası
Case Start Date:
08 February 2021
Court Name:
Cizre 1. Asliye Ceza Mahkemesi
Documents:
Defendants:
Hakan Alkan
Victims:
Mehmet Uytun

11 Haziran 2026 tarihli duruşma

İdris Özen – 11 Haziran 2026

Mahkeme: Cizre 4. Asliye Ceza Mahkemesi

Esas No: 2024/220

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 9 Ekim 2009’da düzenlenen protesto gösterilerine müdahale eden kolluk güçlerinin kullandığı gaz fişeğinin, evinin balkonunda annesinin kucağında bulunan 18 aylık Mehmet Uytun’un başına isabet etmesiyle yaşamını kaybetmesine neden oldu. Yaklaşık 11 yıl süren hukuki mücadele sonrasında, Uzman Jandarma Hakan Alkan hakkında “tamburlu bomba atar ile dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde ateş ederek Mehmet Uytun’un ölümüne sebebiyet vermek” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. Cizre Asliye Ceza Mahkemesi 7 Haziran 2021’de sanığı “taksirle ölüme neden olma” suçundan 3 yıl hapis cezasına çarptırdı, ardından bu cezayı 18.200 TL adli para cezasına çevirdi. İstinaf Mahkemesinin bozma kararı ardından yeniden görülen davada Mahkeme sanık Hakan Alkan’ı “taksirle ölüme neden olma” suçundan bu kez 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm etti. Ancak Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, eksik araştırma gerekçesiyle bu kararı bir kez daha bozdu. Bozma sonrasında yeniden görülen Mehmet Uytun Davasının karar duruşması olan 8. duruşması 11 Haziran 2026’te Cizre 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşma Öncesi

Duruşma salonunun önünde dikkat çeken bir durum olmamakla beraber duruşma öncesi ve devamında bir polis duruşma salonunun dışında bulunuyordu. Saat 14.00 olarak belirlenen duruşma neredeyse gecikmeksizin başladı.

Duruşmaya Katılım

Sanık Hakan Alkan ve müdafii Av. Nazım Berke Kaleli İstanbul Adliyesi SEGBİS’ten bağlandı. Katılan vekilleri Av. Yakup Güven, Av. Ercan Yılmaz, Av. Rojhat Dilsiz duruşmaya katıldı. Duruşmayı  Şırnak İHD adına gözlemci olarak Av. Haşim Toğurlu ve iki gazeteci izledi.

Duruşmanın Seyri

Duruşmada hakim, savcı, katip ve mübaşir olağan şekilde yerlerinde bulunmaktaydı. Son celseye giren hakim ve savcı ile aynı hakim savcı olduğu görüldü. Sanık ve müdafii İstanbul Adliyesinde SEGBİS ile bağlanmış olup hazır buluyorlardı. Gelen kişilerin kimlik tespiti yapılıp beyanlar alınmaya başlandı.

Sanık Hakan Alkan savunmasında, önceki sözlü ve yazılı savunmalarını tekrar ettiğini, suçlamayı kabul etmediğini ve olayda kullanılan gaz fişeğinin kendi kullandığı mühimmattan atılmadığını belirtti. İddia edilen mühimmatın kendisine zimmetlenmediğini, görev yaptığı birimde de böyle bir mühimmatın bulunmadığını ifade eden sanık, olay günü kullandığı mühimmatın gri renkli olduğunu, dosyada belirtilen kırmızı kovanlı mühimmatın kendisine ait olmadığını söyledi. Olay yeri inceleme ve bilirkişi raporlarının da savunmasını desteklediğini ileri süren sanık, attığı mühimmatın hedefinin balkon değil duvar olduğunu, bulunduğu noktadan balkonun görünmediğini ve olay sırasında yaşanan kargaşada göstericilerin çeşitli cisimler attığını belirtti. Suçu işlediğine dair herhangi bir delil bulunmadığını, hayatını kaybeden çocuğun ailesine başsağlığı dileyerek hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini ve beraatini talep ettiğini ifade etti.

Hakan Alkan müdafii Av. Nazım Berke Kaleli, müvekkili hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının istinaf incelemesinde iki kez bozulduğunu, bozma ilamlarında belirtilen eksiklikler giderilmeden esas hakkında mütalaa verilmesinin usule aykırı olduğunu belirtti. Mahkeme tarafından ilgili kurumlardan rapor istenmesine rağmen tatmin edici bir rapor alınamadığını ifade eden müdafi, müteveffanın baş bölgesinde yanık veya yara izinin bulunmamasının gaz fişeği isabeti iddiasını desteklemediğini, annesinin kucağında bulunması nedeniyle böyle bir isabet halinde annede de benzer izlerin görülmesi gerektiğini savundu. Olay yerinde bulunan kırmızı gaz fişeği kapsülünün müvekkiline ait mühimmattan atıldığının ispatlanamadığını, söz konusu mühimmatın jandarma envanterinde bulunmadığını ve delil olarak kullanılmasının usule aykırı olduğunu belirtti. Ayrıca atılan mühimmatın çocuğa ulaştığına veya ölümün bu mühimmattan kaynaklandığına ilişkin kesin bir tespit bulunmadığını, olay sırasında yaşanan taşlı saldırı nedeniyle ölümün başka bir nedenle gerçekleşmiş olabileceğini belirtti. Müvekkilinin gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini, bilirkişi raporuna göre olası isabetin ancak tespit edilemeyen üçüncü bir sekme sonucu meydana gelebileceğini ve bunun öngörülebilir olmadığını ifade eden müdafi, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince müvekkilinin beraatine karar verilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise lehe hükümlerin uygulanmasını talep etti.

Katılan vekili Av. Yakup Güven, savcılık mütalaasını hukuki ve yerinde bulmadıklarını, bu nedenle mütalaaya katılmadıklarını belirtti. Dosyanın 2009 yılında meydana gelen bir yaşam hakkı ihlaline ilişkin olduğunu, etkili bir soruşturma yürütülmesi amacıyla uzun yıllar boyunca çeşitli girişimlerde bulunulduğunu ve Anayasa Mahkemesine başvuru yapıldığını, bu süreçlerin ardından iddianamenin düzenlendiğini hatırlattı. Mütalaada olayın taksir kapsamında değerlendirilmesine karşı çıkan vekil, dosyadaki veriler ışığında eylemin kasten öldürme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, olayda kullanılan lazerli silahın hedef saptırma ihtimalinin bulunmadığını ifade ederek mahkemenin görevsizlik kararı vermesini ve yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesinde sürdürülmesini talep etti.Olay günü meydana geldiği belirtilen taşlı eylemlere ilişkin soruşturma aşamasında araştırma yapılmasının talep edildiğini ancak bu konuda herhangi bir araştırma tutanağının dosyaya girmediğini, yine soruşturma aşamasında keşif talebinde bulunduklarını, ancak keşfin olay tarihinden uzun süre sonra yapılması ve katılanların yaşadığı evin yıkılmış olması nedeniyle sağlıklı sonuç alınamadığını söyledi. Uydu görüntülerinin temin edilmesi halinde evler arasındaki mesafe ve konumların daha sağlıklı değerlendirilebileceğini, ayrıca olay yeri canlandırması yöntemiyle olayın nasıl meydana geldiğinin yeniden araştırılması gerektiğini ifade etti.Dosyadaki tarafsız tanıkların olayın gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu meydana geldiğini beyan ettiklerini, olayın hemen ardından çocuklarını kucağına alan anne ve babanın ilk ifadelerinde de gaz fişeğinin çocuğa isabet ettiğini aktardıklarını, çocuğunu kaybetmiş bir annenin bu konuda gerçeğe aykırı beyanda bulunmasını gerektirecek herhangi bir durumun bulunmadığını dile getirdi. Tüm bu nedenlerden dolayı öncelikle görevsizlik kararı verilmesini ve sanığın kasten öldürme suçundan Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasını talep etti.

Katılan vekili Av. Ercan Yılmaz, önceki beyanların ayrıntılı şekilde sunulduğunu belirterek dosya hakkında görevsizlik kararı verilmesini ve yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmesini talep etti. Olayda kullanılan mühimmatın nişangâhlı ve lazerli bir silahla atıldığını, bu nedenle hedef saptırma ihtimalinin bulunmadığını, kamu görevlilerinin karıştığı bu tür olayların sıradan bir yaralama veya öldürme vakası gibi değil, toplumsal bağlamı ve kamu gücü kullanımını da dikkate alan bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bu tür olayların bölgede geçmişte de birçok kez yaşandığını, kolluk görevlilerinin kendilerine tanınan silah kullanma yetkisini zaman zaman keyfi biçimde kullandıklarını, soruşturma aşamasındaki takipsizlik kararları ile kovuşturma aşamasındaki beraat kararlarının cezasızlık algısını güçlendirdiğini dile getirdi. Etkili soruşturma ve kovuşturma yürütülmemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de ihlal kararları verdiğini, bu tür yargısal pratiklerin kamu görevlilerini cesaretlendirmemesi gerektiğini ifade etti. Kamu görevlilerinin benzer dosyalarda çoğu zaman eylemlerinin muhatabının bireyler değil devlet olduğu yönünde savunmalar yaptıklarını, Nihat Kazanhan dosyasını örnek göstererek, söz konusu dosyada görüntü kayıtlarının ortaya çıkmasının ardından sanığın amiri tarafından “terörle mücadele ediyorsunuz, bu dosyadan bir şey çıkmaz” şeklinde telkinde bulunulduğunun yargılama sürecinde ortaya çıktığını aktardı. Yargı makamlarının kimlik veya statü gözetmeksizin yargılama yapması gerektiğini belirterek öncelikle görevsizlik kararı verilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise sanığın olası kastla kasten öldürme suçundan yargılanarak cezalandırılmasını talep etti.

Katılan vekili Av. Rojhat Dilsiz, beyanlarına mahkemenin dosyaya bakmakla yetkili olmadığını benzer onlarca dosya olduğunu sanığı kolluk görevlisi olan bir dosya için geçen hafta için orda olduğunu, bugün de davadaki sanığın kolluk olduğunu yarın da  görülecek Nihat Kazanhan davasında sanığın kolluk görevlisi olduğunu belirterek failin kolluk olduğu durumda yargı ve idari mercilerin kendilerine çok zorluk çıkardığını söyledi. 

Av. Rojhat Dilsiz beyanda bulunurken sanık müdafi Av. Kaleli müdahalede bulunarak avukatın konuyu saptırdığını belirterek başkana itirazını dile getirdi. Başkan sanık müdafiine müdahaleyi ben yaparım araya girmeyin diye uyarıda bulundu.

Av. Dilsiz sonra devam ederek, sadece o dönemin koşullarının neler olduğu sokağa çıkma dönemine ilişkin 20 saniyelik bir video izletmek istediğini söyledi ancak hakim dosya ile alakalı olmadığını söyleyerek izin vermedi. Devam eden Av. Dilsiz, polis memurlarının rastgele fişek sıktığına “yansın Cizre sinkaf ederek yeter ki devletimiz baki kalsın” ifadelerinin yer aldığı bir görüntü olduğunu sanığın ifadesinden de yola çıkıldığında bu zihniyetin göründüğünü söyledi. Bu dosyada iğneyle kuyu kazdıklarını, olay tarihinde sanığın gaz fişeği atılan mühimmatla hedef gözeterek çoçuğa ateş ettiğini ve ölüm olayının meydana geldigi, bu haliyle eylemin kasten öldürme suçu oldugunun açık olduğu olayda kullanılan mühimmat lazerli bir silah modeli olduğu, hedefi kaçırma gibi bir durum söz konusu olmadığını, ayrıca faili kamu görevlisi olan soruşturma ve kovuşturmalarda ilk başta gerek soruşturma izni verilmesi aşamasında gerek iddianame düzenlenmesi, gerek yargılama aşamasında verilen kararlarla belirli bir aşamaya ulaşmanın imkansız gibi bir şey olduğunu failin kamu görevlisi olduğu dosyalarda daha hassas davranılarak adaletli bir karaların verilmesini toplumdaki cezasızlık algısının oluşmaması gerektiğini söyledi. Bu dosyadan taksirle ölüme sebebiyet vermekten ceza verilirse AİHM veya AYM’ye gittiğinde ihlal kararları verileceğini söyledi. Sanık hakkında tutuklama kararı verilmesini, görevsizlik kararı verilerek ağır ceza mahkemesine gönderilmesini talep etti.

Katılan vekillerinin görevsizlik talebine karşı iddia makamı bu talebin reddine ilişkin mütalaa verdi ve mahkeme de dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine yönelik taleplerinin dosyanın geldiği mevcut delil durumu dikkate alınarak taleplerinin reddine karar vererek yargılamaya devam edildi.

Tarafların beyan ve savunmaları alındıktan sonra iddia makamı önceki duruşmada sunmuş olduğu mütalaayı tekrarlayarak gaz fişeği kullanma yetkisi bulunmayan sanığın olay tarihinde meydana gelen olayların bastırılması amacıyla mahiyetinde bulunan gaz tabancasını ateşlediği esnada bir gaz fişeğinin ölenin kafasına gelerek ölümüne neden olduğunun sabit olduğu, eyleminin TCK 85/1'de düzenlenen suça vücut verdiği anlaşılmakla sanığın TCK 85/1, 53/6 uyarınca cezalandırılmasını istedi.

Sanık Hakan Alkan mütalaaya karşı savunmasında, kayıtlara geçse de geçmese de bir iki şey söylemek istediğini katılan vekilinin lazerli silah olması nedeniyle sapma olamayacağı iddiası için teşekkür ettiğini, kullandığı silahtan sapma  sapma olamayacağı için aynı düşüncede olduğunu hedefe ateş ettiğini söyledi.

Bu sırada sanık doğrudan katılan vekillerine yönelik konuştuğu için mahkeme başkanı ve katılan vekilleri itiraz ederek mütalaaya yönelik savunmada bulunmasını söylediler.

Sanık Alkan devamında, toplumsal olayda kendisine taş atan bir topluluğu hedef almayarak doğrudan çocuğu hedef almasının insan psikolojisine ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu 23-24 yıllık meslek hayatında terör biriminde çalıştığını, terör suçlarından birçok mahkumu mahkemelere götürüp getirdim, hiçbirine Allah belanı versin bile demediğini,  18 aylık bir çocuğa mı hedef alıp ateş  edeceğini söyledi. İki avukatın davadan ziyade coğrafyadan bahsediyorlar dedi. 

Bu sırada başkan sanığa avukat beyanlarına cevap vermemesini savunma yapmasını söyledi. 

 Mevcut yürürlükteki kanun ve verilen emirlere göre biber gazı ve tayzikli su sıkılıyor, kendilerinin de bu kurallar çerçevesinde görevini yaptıklarını, katılan vekillerin beyanlarında somut bir delile değinilmediği, coğrafyanın kaderi öne sürülüp bu husus üzerinde durulduğu, ve cezalandırılma talep edildiğini söylerek suçlamayı kabul etmediğini belirtti.

Mütalaaya karşı sanık müdafi Av. Kaleli, tanık, bilirkişi istinaf incelemeleri delilleri incelendiğinde somut bir delil bulunmadığını ve müvekkilinin beraatine karar verilmesini talep etti.

Sanıktan son sözü soruldu ve sanık Hakan Alkan beraatini talep etti. 

Karar

Bir saat on dakika süren duruşma sonrasında Mahkeme sanık hakkında taksirle öldürme suçundan kamu davası açılmış ise de; isnat edilen eylemin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verdi.